11 Aralık 2022

Halifetullah Vasıflı İnsanın Elzem Olan Zikrullah Çalışması (Yeni Tefekkür Sayfası)

28 Kasım 2022

ALLAH’a SECDE ETMEK KONUSUNDA HALİFETULLAH VASIFLI İNSANLARIN DURUMU (Yeni Tefekkür Sayfası)

23 Kasım 2022

Kim Nefs Terbiyesine Talipse…

Dışarıdaki hayat o kadar baskın ve örtücü ki burada anlattıklarımızı, paylaştıklarımızı da örtüyor… Biz önemle ve ısrarla “ilahlık hissiyatından korunmak ve kurtulmak” gerektiğini anlatıyoruz. Bunlara kulak veren bir müslüman kardeşimiz “Korunmamız gerekenin duniHi algı ve ilahlık hissiyatı olduğuna ikna oldum, bu ilahlık hissiyatından nefret ediyor ve onu reddediyorum, ancak nasıl temizleneceğim?” diyorsa “Billahi Anlamda Hürriyet-DuniHİ Anlamda Hürriyet: Nefs Terbiyesi” başlığı altında üç bölümlük bir program paylaştık (Bir Düşün Yansıması YouTube). Orada ayet ve hadisler ışığında, hiçbir beşerî katkı olmaksızın “bir ilahlık hissiyatından temizlenme yolu” anlatılıyor ve deniliyor ki: nefs terbiyesi ayetlere göre böyle olur. Oysa hiç uygulayanı olmamış, bir başaranı çıkmamış, anlatılanları uygulamak için ömür tüketilmiş öyle nefs terbiye yöntemleri var ki… Kişi dilerse elbette onlarla da uğraşabilir, mutlaka bir faydası da vardır ama Kur’an’ın söylediği hedefe ulaşamaz! Kur’an’ın söylediği hedefe ulaşabileceğiniz Nefs Terbiyesinin bir yöntemini o üç programda paylaştık. Bu üç program, “hele bir bakayım” diyerek yaklaşılacak değil, defalarca ve harf harf ders edilmesi, amel çıkarılması gereken programlardır. Kim nefs terbiyesine talipse, yapacağı amelleri hiç atlamadan bu paylaşımlardan kendisi için tespit etmeli ve bu ameller üzerine bir hayat tarzı oluşturmalıdır. Nefs terbiyesi gözünüzle görebileceğiniz, takip edebileceğiniz, izleyebileceğiniz bir şeydir. Hayali bir şey değil; “Acaba enerjim nasıl?” gibi hayali işler değil! Nefs Terbiyesi bir hayat tarzı olduğu için onu gözünüzle görebilir, izleyebilir, denetleyebilir, kontrol edebilirsiniz. Bu hayat tarzına talip olan, bu üç programı defalarca ders yaparak kendisine ameller çıkarır ve bu ameller üzerine de bir hayat tarzı oluşturursa çok önemli bir Nefs Terbiyesi yoluna girmiş olur. Eğer bir kişi, beş […]
20 Kasım 2022

Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusunun Esas Halkasına Dahil Olan Kalpler…

Hz. İbrahim (AS) kavmini şöyle uyarmıştı: (Ankebut-25): “(İbrahim onlara) dedi ki: Siz sırf aranızda dünya hayatına has muhabbet ve sevgi uğruna Allah’ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi tanımazlıktan gelecek ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer cehennemdir ve hiçbir yardımcınız da yoktur.”    Ayetin günümüz yaşantısına hitap edecek manasal açılımına bakalım: “ (Esfele safiliyn hayat tarzı sebebiyle) gerçek sevgiden mahrum olarak nefret duygularıyla hareket eden sizler, Allah’a ve O’nun yarattıklarına olan nefretiniz yüzünden ilahlık hissiyatınıza uygun, hoş gelen heva ve hevesler edindiniz. Bu heva ve heveslerinize göre hayat tarzları oluşturdunuz. Böylece Kazanılmış Değişiminizi batıl yolda gerçekleştiriyorsunuz. Kıyamet günü bu nefretiniz çoğalacak da birbirinize yönelteceksiniz. Sonuçta varacağınız yer cehennem olacak ve dünya hayatında alıştığınız destek ve yardımları da bulamayacaksınız.” Esfele safiliyn hayat tarzını benimsemiş, tercihlerini duniHi anlamda hürriyet ile gerçekleştiren, açıktan veya gizli pozisyonlu duniHi ilahların sadırları nefret kökenli kıyas şeytanlık zann alanı haline geldiği için, heva ve heveslerine yönelik olarak ilahlık hissiyatları üzerinden oluşturdukları davranışlarının bu yarışına “hayat mücadelesi” gözüyle bakıyor olduklarından, böyle kişiler gerçek sevgi ve kardeşlik çerçevesinde bir grup, bir cemaat veya bir topluluk hiçbir zaman oluşturamazlar. Ancak bir gruba da ihtiyaçları olduğundan topluluklarını esfele safiliyn yöntemlerle bir arada tutmaya çalışırlar. Bu yöntemler genellikle tehdit, korku ve menfaatlere dayalıdır. Haşr Sûresi 14. Ayet bu konuda “Onların kendi aralarındaki be’sleri (müstakilen varım ve muhtarım iddialarının hırsları, güç ve alan savaşları) şiddetlidir. Kalpleri dağınık ve ayrı ayrı olduğu halde onları toplu sanırsın (toplulukmuş gibi görüntü verirler). Bu halleri onların akletmeyen birileri olmalarındandır.” buyurmaktadır. Ayet bize çok açık öğretiyor… […]
15 Eylül 2022

Fıtrat Manaları, Format Manaları

Ef’al âleminde temel fiil “HİSSETMEK”; uygulayıcı fiil ise, HİSSETTİRMEK”tir. Ef’al âleminde her türlü akış “His” üzerinde, “His”den oluşarak, “His” ile yürümektedir. Kimlik kazanmış his yoğunlukları “mana”ları oluşturur. Allah Fıtratı üzere yaratılan ve Halifetullah olarak görevlendirilmiş insanın Kalbı ise fıtrat üzere manalar ihtiva ettiğinden ahseni takviym vasfı gösterir. Dünya hayatına duniHİ algı ile başlayan insan, zann’ları sonucu “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasıyla fıtrat üzere manalarına “ilahlık” formatı atarak da esfele safiliyn vasfı gösterir. Sadrını “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasının hâkimiyetinden, geri dönüşsüz şekilde, temizlemiş olan ve Billahi hal üzere bulunan veli zatın kalbındaki fıtrat üzere manalar fonksiyon kazanır, dolayısıyla veli zatın sunduğu bilgiler de fıtrat üzere manalar olur. Bilgi, hayatımızda çok önemli yeri olan bir tanımdır, bu nedenle biraz bilgiyi tefekkür edelim. “BİLGİ” diye bildiğimiz tanımın iki hali vardır; “İfade Edilen Bilgi”, “Hissedilen Bilgi”. Bilgideki bu iki önemli hali işin başında yakalamamız ve bu ayrımı zihnimize yerleştirmemiz gerekiyor. İfade Edilen Bilgi; bilginin ifade edildiği ortam ne ise, o ifade ortamının şartları ile kurulan iletişim yolu ile olur. Bir şey ifade edilirken o ifadenin yürüdüğü, ifade edildiği ortam ne ise bu iletişim onunla olur, onunla ifade sağlanır. Örnek verecek olursak; ifade edilen ortam moleküler yapıysa ifade moleküler sistem üzerinden yürür. İfade edilen ortam enerjisel bir yapıysa, iletişim enerji üzerinden yürür. Konuyu yerine oturtabilmek için biz örneklerimizi yaşadığımız dünya hayatının şartları üzerinden oluşturacağız. Ama iki melek konuşurken, bir ifadede bulunurken onu moleküler sistem gibi düşünürsek yanılırız. İfadenin yapıldığı ortamın şartları neyse ifade de onun üzerinden yürür. İfade Edilen Bilgi’nin yürüyüşünü ortamın şartları tanımlar. […]
22 Mayıs 2022

Nazargah… Acziyet…

“VahidülEhadüsSamed olan Allah, Nefs-i Vahide’den, yani Vahidiyet’in Ehad ve Samed vasıflı “Kendini Hissetmesi”nden dileğini suretlendirdikten sonra o suretin kendisini bilmesi için ona nazar ederek “Kün” demiştir. “Feyekün” sonucu; Allah’ın o Kul’daki dileğinin şartları surete KALB olmuştur. Kul’daki nazar noktası “nazargah” olarak kalmış ve KALB ismiyle anılmıştır.” İlmullah’ta Allah’ın dileği şekillendikten sonra, bir şekil bulduktan sonra onun kendini bilmesi ayrı bir olaydır. Bunun basamaklarını daha önce ayetlerle görmüştük. İşte o ilmi suretin kendini bilmesi için ona “Kendini Bil” emri gerekir. Lütfen dikkat edin; “Kendini Bil” emri için o surete Allah’ın dileğinin yönelmesi, daha anlaşılır söyleyelim oraya nazar etmesi, o nazarla “Kün/Ol” demesi ve o emrin olması! İşte o oluş kalb oluştur! Çünkü bir şeyi murad etti mi “Ol” der “hemen olur”. “Kün feyekün”. “Kün” demesi ve orada onun hemen olması, işte o oluş KALB oluş! “Kün” emri, dileğin emri bir nazar! Ve bu nazarın dokunduğu yerde KALB oluş! Dileğin kalıbının çıkışı! Kendini Bil denildiğinde ne dilenmişse, o dileğin, yani o kompozisyonun kalıbının çıkması, orada kendini nasıl bilecekse onun oluşması, yani kalb olması, o da “feyekün” sonucu! Öyleyse surette bir nazar noktası var ve o çok önemli. Çünkü bütün işi başlatan bu nazar; suretteki bu nazar noktası! Emrin dokunduğu nokta! Orası çok özel! İşte orada o an oluşan nur, o nazarla orada oluşan nur orada bir şey açar. Anlamak için bazen insani örnekler gerekiyor. Bu yüzden hiç ilişkisi olmasa da örneği verelim. Ancak tanım anlaşıldıktan sonra onu silelim, çünkü hiç ilişkisi yok. Bir bakışın bizde oluşturduğu etkiyi anlatmak için; “öyle bir baktı […]
13 Şubat 2021

insanın aşık olduğu, bağlı olduğu, cazibeyle mıknatıs gibi yapışık olduğu…

İnsanlar, birincil şirklerine aşıktırlar. Yani, insanlarla birincil şirk arasında sıkılık, çekim gücü, bir aşk cazibesi ve cezbesidir. Bu yüzden insanlar birincil şirklerine sıkı bağlıdırlar. Yani, insanlar birincil şirkleriyle bütünleşiktirler. Öyle ki, birincil şirk insanın kendisi, insanın kendisi birincil şirk gibi bütünleşiktirler. Bu yüzden göremezler. Ayna tutmak gerekir. Dünya, birincil şirk cahilidir ve birincil şirk o kadar önemli ve yüksek bir konumda konudur ki birincil şirkin açıklanması, tebliği, duyurusu, izahı özel izinledir ve belgeyledir. Ancak, insanların ikincil şirkleri kendilerinin bilinçli olarak belirledikleri ihtiyaçları olduğundan bu tür şirklerine bağımlıdırlar yani onsuz yapamazlar. Son paragrafı, son cümleleri iki cümleyle özetleyeyim ki iki kelime yan yana gelsin. İnsanlar birincil şirklerine bağlıdırlar, insanlar ikincil şirklerine bağımlıdırlar. İkincil şirk, ikincil şirkler ancak insandan birincil şirkin kalkmasıyla silinebilir. Birincil şirk kalkmadan ikincil şirkin silinmesi mümkün olmaz. Sürekli bir kavga, sürekli bir didişme, sürekli bir savaş olur bu ikincil şirkler üzerinden. Birbirleriyle geçinemeyen insanların bile tartıştıkları konular ikincil şirkleri üzerindendir. O ihtiyaçlar üzerinden yapılan kavgalardır, tartışmalardır, anlaşmazlıklardır. Dolayısıyla, birincil şirk kalkmadan ikincil şirk yani ikincil şirke olan ihtiyaç kalkmaz, silinmez. Peki birincil şirk nasıl kalkar? Birincil şirki ancak Allah Aşkı kaldırabilir. Çünkü bir süregelen aşkı ancak daha kuvvetli ve baskın olan, daha cazibeli bir aşk siler. Birincil şirk, insanın aşık olduğu, bağlı olduğu, cazibeyle mıknatıs gibi yapışık olduğu bir şirk olduğu için o mıknatısı çözecek olan, o mıknatıstan daha kuvvetli çekim gücüne sahip olan bir güçtür. Dolayısıyla insanın birincil şirkle olan bu aşk cezbesini sökecek olan daha büyük bir aşk cezbesidir ki o Allah aşkıdır. Şimdi buradan, bu […]
28 Temmuz 2020

İbrahim aleyhisselamın teslimiyetini tefekkür etmek ve yaşa(t)mak…

Saffat Sûresi 103. ayet ve devamı baba İbrahim ve oğlu İsmail’den yani Hazreti İbrahim aleyhisselam ve Hazreti İsmail aleyhisselam’dan bahseder: 103: “İkisi de teslim olup O’nu alnı şakağı üzerine yıkınca”, 104: “Biz O’na “Ya İbrahim” diye nida ettik”, 105: “Gerçekten rüyanı tasdik ettin. Doğrusu biz muhsinleri böyle cezalandırırız”. 106: “Muhakkak ki bu apaçık bir beladır; idrak ettirici bir tecrübedir”. 107: “O’na Sema’dan Zibh-i Aziym; büyük kurbanlık fidye; bedel verdik”. 108: “Ahıriyn içinde Onun üzerine ona alamet olan bir bakışla anış, yâd ediş bıraktık.” Ahıriyn; sonrakiler, Vahdet Ehli demektir. Örneğin zamanımızda bizler. 109: “Selâm olsun İbrahim’e.” Allah bir Kul’una ayette ismini anarak selam veriyor, “Selâm olsun İbrahim’e” diyor! Hazreti İbrahim’e Allah’ın bu muhabbetini sağlayan şeyi anlamaya çalışıyoruz burada. Kur’an bize “iman”ı, “ikan”ı ve “teslimiyet”i anlatıyor. Bu öyle bir teslimiyet ki çok önemli… Bir insanı Hakk yolda çok hızlı ilerletebilecek bir nokta, onu konuşacağız… Hazreti İbrahim aleyhisselamın oğlu oluyor ve daha önce söz verdiği üzere öyle bir şeye sahip olursa onu Allah’a kurban edecek. Olduktan sonraki halle, olmadan önceki hal aynı olur mu, bu işi unutuyor. Sonra sevgisi coştukça ona hatırlatılıyor… Ve mübarek yavrusu “ey babacığım, böyle bir sözün var, ben hazırım…” deyince bir anlaşmadan sonra bu işi yerine getirmek için gidiyorlar. Hazreti İbrahim kendince iş kolay olsun diye bileyli bıçağını aldığında ona bir koç hediye ediliyor, “İbrahim, bunu kurban et.” deniyor. Burada gerçekleşen şey zahiren hayvanın kesimi, batınen kişide var olan kurban etme, kan akıtma olgusunun yanlıştan kurtarılması… Hazreti İbrahim aleyhisselamın döneminde enteresan bir alışkanlık var; insan kurban etmek! Maalesef günümüzde […]
4 Haziran 2020

Kurtuluş için izleyeceğimiz yol; bize önerilen kurtuluş yolu nedir?

Kurtuluş için izleyeceğimiz yolu bize Kur’an öğretiyor; haydi Kur’an’dan ipucu aramaya… “Esfele Safiliyn”den; yani “dȗniHİ algı”dan; yani kendimizi ve diğer yaratılan her şeyi Allah’ın dışında bir mekanda sanmaktan kurtulmak mümkün müdür? Elbette sorularımızın cevaplarını yine Kur’an’dan öğreneceğiz. “Birisine göre” kurtulmak yok ki! El-Veliy; Allah… “(Rabbi) dedi ki: “İkiniz cemîan inin aşağı oradan… Birbirinize düşmansınız. Benden size bir huda geldiğinde, kim benim “huda”ma tabi oldu ise, işte o sapmaz ve şakıy olmaz.” (Ta-Ha; 123) Ayetten konumuzla ilgili nasıl bir sonuç çıkarabiliriz? Birisi şudur: “İnin aşağı oradan…” İNİN AŞAĞI: Yani; Bulunduğunuz idraktan aşağı idraka inin. Bu inişe, bu idrak inişine Kur’an’ın diğer ayetleri ışığında baktığımızda anlıyoruz ki; “Esfele Safiliyn’e reddedildiniz, dȗniHİ idraka indiniz, dünya hayatına başladınız” manaları da vardır. Ayetteki “Birbirinize düşmansınız” ifadesinin de çok iyi anlaşılması gerekir ki, ondan bir sonuç çıkarabilelim. Bir insanın düşmanı nedir? Kur’an’a göre DÜŞMAN, bir insanın düşmanı onu Allah’tan uzaklaştırandır, başka düşman olmaz. Kendi kendinize düşman tarif etmemelisiniz, kendinizce düşman ilan etmemelisiniz. Hele de dȗniHİ algı ve zann’larına göre düşman ilan edilmez. Böyle olunca, “Birbirinize düşmansınız, bu şekilde inin”i nasıl anlamalıyız? Daha önce de paylaşmıştık, iki tane “var” biliyoruz: “Birbirinize göre var” hal ve “kişinin kendinde kendine göre var” hali. Birbirinize göre “var” olan hal, siz birbirinize baktığınız zaman bu aleme “Kesret Âlemi” denmesini sağlayacak olan bu TEKASÜR, bu birbirine göre varlık sizin düşmanınızdır. Yani: İşte bu varlık sizi Allah’tan perdeler. “Birbirinize düşmansınız, bu şekilde inin”i o zaman şöyle anlarız: Varlığınızla birbirinizi Allah’tan perdeleyecek şekilde inin! Ayetteki bu ifadenin konumuzla ilgili yanı böyledir. Birbirinize göre “var” […]
2 Haziran 2020

Efendimiz (SAV)’in açıkladığı kaderin anlaşılamamasında birincil sebep dȗniHİ algı ve zann’larıdır.

“ÂMENTÜ BİLLÂHİ” YÖNELİŞİNDEN SAPMALAR “Mânâ”yı Yöneliş ve İlişkiler diye etiketleyip Yöneliş’i tanımladık, biliyorsunuz. Şimdi sizinle Yöneliş’in defolarına, defolu hallerine bakalım. Ayet ve hadislerde tanımlanan Yöneliş halinden sapan ve bu yüzden de sonu/âhiri hüsran olan inanış biçimleri vardır, bunlar kitaplarda “fırka” diye geçer, onları “Bâtıl Fırkalar” başlığı altında görebilirsiniz. O fırkaları temel beş grup altında göreceğiz. “Yönelişimde ne yaparsam defolu olur?” sorusunu âyet ve hadislerle öğrenelim ki yönelişimiz yerine defosuz otursun. Sapmalar en az daha önce paylaştığımız kısım kadar önemlidir. Bu öyle bir şey ki sapmış inanış/yöneliş biçimleri sapma olmadan önce öğrenilmesi gerekir. Çünkü zihin saptıktan sonra onun düzeltilmesi, onarılması hemen hemen imkansızdır. Düzeltilmesindeki zorluklardan birisi bunu düzeltecek birini bulamamaktır. Kime gidip anlatıp da çareyi bulacaksınız? Bu günümüzde çok mümkün olacak bir şey değil. O yüzden sapmadan önce tanımları iyi görmek gerekiyor. Bu kapsamda, bir halimiz, bir düşüncemiz şimdi göreceğimiz beş gruptan hangisine yakınsa, bizde biraz o gruptan biraz şu gruptan bir şeyler varsa onları temizlemek çok önemlidir. Beş grup altında göreceklerimiz aslında diğer fırkaların da sebepleridir. Ama hepsinin tek bir sebebi var. “Bu fırkalar neden var?” dediğimizde hepsinin tek sebebi kaderi anlayamamaktır. Diyelim ki anlayamadılar, Efendimiz (SAV) in açıkladığı kadere teslim de olamamışlar. Sebep bu. Fırkalar buradan çıkıyor, başka bir sebep yok, hepsi kadere getirilen yorumlarla ilgilidir. Bu iş kadar önemlidir. Dikkat edin, bu beş grubtan sadece birisi açıktan inkâr edenlerle ilgilidir, diğer dört grup doğrudan “İnanıyorum, müslümanım” diyenleri ilgilendiriyor. “İnanıyorum” diyenler Efendimiz (SAV) in açıkladığı kaderi neden anlayamıyorlar? O açıklamalara neden teslim olamıyorlar? Bildiğiniz şeyler de olsa tekrar sıralayalım. […]
26 Nisan 2020

Salih amelin hayat yönetimi “Billahi anlamda hürriyet”tir

BİLLAHİ ANLAMDA HÜRRİYET VE DUNİHİ ANLAMDA HÜRRİYET Aslında kader mevzuu içerisinde, “ne yapacağım, nasıl yapacağım, bana düşen nedir?” dediği zaman insanı ve doğrudan onun hayatını ilgilendiren konu burasıdır: DuniHi algı ve zann’larına göre bir hayat tarzını tercih etmiş nefsler, o yolun inatçısı, arzulusu ve takipçisi olarak “Kazanılmış Değişim”ini batıl üzerine gerçekleştirir. Bu, nefslerin değişimlerini kazanılmış hale getirecek olan Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkilerini ısrarla, batılı tercih yönünde kullanmaları ve bu tercihlerine şahit olmalarındandır. İşte, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni duniHİ algı ve zann’ları doğrultusunda kullanan nefslerin hayatlarını yönetim biçimleri “duniHi anlamda hürriyet”tir. Hayatları için bu yönetim tarzını seçenlerin fazladan göstermeleri gereken bir gayret yoktur, kendilerini içinde buldukları hâlihazır durumu olduğu gibi devam ettirirler. Billahi anlamda imanı tercih etmiş nefslerin ise, kendilerini içinde buldukları hâlihazır duruma sırtlarını dönüp haniyf olmaları gerekir. Yani fazladan bir gayret gerekir. Haniyf olan bir talib için prensip artık; Billahi anlamda iman ve bu imana uygun amellerdir, yani salih ameldir. Salih amel yeni bir hayat yönetimi gerektirir. Salih amelin hayat yönetimi ise “Billahi anlamda hürriyet”tir. Bu iki ayrı hayat yönetimini daha iyi ortaya koyabilmek için ikisini birbiriyle birkaç açıdan kıyaslayarak inceleyeceğiz, kıyas yöntemini hayr için ve olumlu yönde kullanarak “Billahi anlamda hürriyet”i ve “duniHİ anlamda hürriyet”i anlamaya çalışacağız. 1.A. Billahi Anlamda Yetki Kullanımı “Billahi Anlamda Hürriyet”te olan bir kişi, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’ni, yani Hakk ve batıl arasında tercih yapma hürriyetini, bu tercihini “Müstakilen Varım ve Muhtarım” iddiasında bulunmaksızın kullanır. Yani yetkili kılındığı hürriyetini kendi adı namına değil, Allah’ın verdiği o yetkiyi Allah adına kullanır. Kastımız, kıyaslama ilerledikçe, daha […]
2 Şubat 2020

Şeytanlık Patronaj Sisteminin Köleleri

Nahl (75): “Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızktan gizli ve açık olarak harcayan (hür) bir kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olurlar mı? Doğrusu hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.” Nahl (76): “Allah, şu iki kişiyi de misal verir: Onlardan birisi dilsizdir, hiçbir şey beceremez ve efendisinin üstüne bir yüktür. Onu nereye gönderse bir hayr getiremez. Şimdi, bu adamla, doğru yolda yürüyerek adaleti emreden kimse eşit olur mu?” Rûm (28): “Allah size nefslerinizden bir misal getirmektedir. Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, siz verdiğimiz rızıklarda birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip) ortaklarınız var mı? İşte, Biz ayetlerimizi aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.” Zümer (29): “Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd Allah’a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler.” Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, İslam sisteminde kölelik uygulaması yoktur. Misaller köleler üzerinden veriliyormuş gibi gözükmektedir; bunun sebebi, Kur’an’ın iniyor olduğu dönemi yaşayanların hayatlarının içerisinde köle uygulaması büyük bir yer tutmaktadır. Günümüze yakın zamana kadar da bu köle sistemi devam etmiştir. Bir akıllı insan bu misallerin anlattığını kavrarsa, zaten o insan köle sistemini tasvip etmeyen olacaktır. Misallerdeki köle kelimesi ile geçiş yapılan bir kölelik vardır ki; o günde de, o günden önce de, bugün de ve bugünden sonra da var olacak ve kıyamete kadar da devam edecek olan kölelik sistemidir. Dolayısıyla her çağın gerçeği olan bu sistemde […]
17 Kasım 2019

Muhatap, Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş olanlardır; Müslümanlardır

Cum’a (5): “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin misali, ciltlerce kitap taşıyan merkebin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini yalanlamış olan kavmin misali ne kötüdür. Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” Kehf (54): “Hakikaten, Biz bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali sayıp dökmüşüzdür. Fakat didişmeye en düşkün olan varlık insandır.” Cum’a (5) ile verilen ders verici misali yahudiler okuyup da kendilerine çekidüzen verecek değillerdir. Muhatap Rasulullah (SAV) Efendimiz’e tabi olmuş Müslümanlardır. Kur’an ayetlerinde müslümanlar hep nazikçe uyarılmıştır. Kur’an, inananlara nazik davranır. Bu misalde de müslümanlar nazikçe uyarılmaktadır. Yahudilerin hallerinden ders alınması ve aynı hataların yapılmaması istenmektedir. Misalde “Bir kitaptan yükümlü olmayı size verilen tercih yetkinizle siz seçiyorsunuz, sonra da kitabın hükümlerine uymuyorsunuz. Sizin bu haliniz kitabı sırtında taşıyan ve kitabı değerlendirme yeteneği bulunmayan hayvandan farklı olmaz.” denilmektedir. Kur’an ayetlerinde, kendilerine verilen tercih yetkisiyle kitabı seçmemiş, sonra da kitabın kurallarıyla, hükümleriyle alay edenler ise “hayvandan da aşağı” görülmüştür (A’raf-179, Furkan-44). Misalle müslümanlara verilen öğüt yalnızca Kur’an için değildir. İnsanların yaptıkları araştırma ve incelemeler sonucu Sünnetullah’a ait elde ettikleri bilgilerden de yararlanılması ve bu bilgilere göre amel edilmesi de istenmektedir. Sünnetullah’a ait bulguları hangi inançtan bir insan elde ederse etsin, müslüman yararlanmalıdır. Çünkü Sünnetullah’ta bir değişiklik olmaz (Fetih-23). Müslümanlar için Allah’ın adını anarak ve Allah adına okumak çok önemlidir; çünkü böyle yaparlarsa biliyorlar ki, Allah onlara bilmediklerini öğretir (Alak1-5). Allah’ı hakkıyla tanıyamayan bir göz Kur’an’a göre bu dünyada âmâ’dır, ahirette ise daha da şaşkındır (İsra-72); işte müslüman Allah’a karşı dünya hayatında âma olmaktan korkar. Kur’an’ın “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? (Zümer-9)” […]
9 Ağustos 2019

Kurban ve Dini Allah’a Halis Kılmak

DİNİ ALLAH’A HALİS KILMAK NEDİR? “De ki: Bana, diyni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu.” (Zümer-11) Ayette Efendimiz (SAV)’e hitaben buyruluyor: Onlara de ki; bana, dîni Allah’a halis kılarak O’na kulluk etmem emrolundu. Normal hayatta insanlar bu mânâda konuşmadığı için bu ayete normal hayattaki bir mânâ ile meâl yaparsanız olmaz. Peki, âyeti nasıl anlayacağız? Onu anlayacağımız dille bir cümle kuralım ama doğru olmak üzere benzer cümleler de kurulabilir. Dîni yani sistemi Allah’a halis kılmak şudur: Göklerin ve yerin yaratılışını, dünya hayatını, ne olursa olsun tüm hayat tarzlarını, kısacası evreni yani ef’al âlemini Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandırmayacaksınız, oraya yerleştirmeyeceksiniz. Göklerin ve yerin yaratılışını, yaşadığımız dünya hayatını ve tüm hayat tarzlarını Allah’ın dışı var sanıp onları oraya yerleştirirseniz, dîni Allah’a halis kılamazsınız. Bu tarif göremediklerimizi de kapsasın dersek, bütün evreni yani ef’al âleminin tümünü buna dâhil etmeliyiz. Aslında mânâ âlemi de buna dâhildir, sadece bize somut olan ef’al âlemi değil. Dîn yani sistem adı altındakileri, Allah’ın dışı var sanıp oraya konuşlandıran kişi samimi olmayı dini Allah’a halis kılmak zannediyor. Dîni Allah’a halis kılmak ayrıdır ve bu samimi olmak demek değildir. Samimiyet farklı bir şey! Puta tapanlar da putlarına samimiler. Bir kaç yüz yıl önceye ait bir bilgi; Güney Amerika’da bir tapınakta binlerce insanı canlı kurban ediyorlar. Arama motorlarına bakarsanız sayısını, yerini bulabilirsiniz. Kurban edilen binlerce insan ve onları kurban edenler samimi değil mi? O kadar samimiler ki taptığına kurban edi(li)yor. Ona “Samimi değilsin” diyebilir misiniz, “Korkmuyorsun” diyebilir misiniz? Taptığı puttan yani inandığı bâtıldan öyle korkuyor ki onun şerrinden, zulmünden, […]
10 Şubat 2019

İnsan İradesi (Billahi anlamda) Özgür Müdür?

İnsan İradesi Özgür müdür? Ayet ve hadislerden anlaşılmaktadır ki; Allah kader senaryosunu hükme bağlarken hüküm paketi içerisinde Halifetullah vasıflı insan için “Hakk ve batıl arasında yapacağı tercihte özgürdür.” hükmünü vermiştir. Hüküm paketinde böyle bir hüküm vardır. Bunu nereden öğreniyoruz? Ayet ve hadislerden. Ayet ve hadislerden öğreniyoruz ki; Allah, Halifetullah vasıflı insan Hakk ve batıl arasında tercih yapacağı zaman özgür olsun hükmünü vermiştir, bunu hükme bağlamıştır. Yani insanın özgürlüğü Allah’ın hükmünün gereğidir. İnsan bu özgürlüğünü kullanırken Allah’ın hükmünü yerine getirir. Bu sebeplerden dolayı insanın bu özgürlüğü Allah’ın insana verdiği bir yetkidir. Daha anlaşılır olarak bu, Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi’dir diyebiliriz. Yine detaylı bilgi için Aşağıların Aşağısı kitapçığında Muhtariyeti Tercih Gücü Yetkisi ile ilgili detaylı bilgi bulmak mümkündür. Buraya kadar söylediklerimizin derslerini bize gösteren, öğreten ayetleri izninizle sıralayayım. Bu ayetlerden ayrıca şunu da öğreniyoruz ki, Rabbimizin Halifetullah vasıflı insana hükme bağladığı özgürlüğü, Hakk’la batıl arasında tercih yapma özgürlüğü aynı zamanda ona sorumluluk yükler. İşte hem bu sorumluluğu hem de Hakk ve batıl arasında tercih yapma özgürlüğünü bize ders yapan ayetler: Bakara 256, Nahl 93, Tiyn 4-5, Şems 8-9, Beled 10, İnsan 3, Kehf 29, Araf 28, Şura 30, Bakara 195, Sebe 50, Rum 36, Fussilet 40, İnsan 29, Müddessir 55, Tekbir 28, Fussilet 17, Nebe 39, İsra 18-19-20, Kasas 83, Âl-i İmrân 108, Nisa 40, Casiye 31, Secde 21, Enfal 53, İsra 8, Enfal 19, Ahsab 28-29, Muhammed 31, Ankebut 2-3, Müminun 30, Mülk 2, Bakara 155-156-157, Adiyat 6-7, Kıyamet 13-14, En’am 130, Nisa 79. Bu ayetlerin açıklamalarını ve detaylarını Talibin Başlangıç […]
14 Kasım 2018

Eğer ders alırsak, bize de kelimeler öğretiliyor, bize de yol ve yordam öğretiliyor…

“Allah’a itisam edenin, dûniHi algıdan kaynaklanan saptırıcı iddialardan sıyrılıp Allah’a bağlananın gerçekten sırât-ı müstakıyme hidayet olunduğunu (Al-u İmran 101)”, “Billâhi idrakla iman edenleri, O’na i’tisam edenleri kendinden bir rahmet ve fazlın içine sokacağını, kendisine varan sırât-ı müstakıyme hidayetlendireceğini (Nisa 175)”, “Rablerinden haşyet edenlerin ciltlerinin O’ndan ürperdiğini, ciltleri ve kalblerinin Allah’ın zikrine yumuşadığını, bunun Allah’ın hidayeti olduğunu, onunla dilediğine hidayet ettiğini, kimi de saptırırsa onun için hidayet edici olmadığını (Zümer 23)”, “Allahın rızasına talip olanları selam yollarına hidayet ederek dilemesiyle zulmetten nura çıkardığını, sırât-ı müstakıyme yönlendirdiğini (Maide 16)”, “O’na dönüp yöneleni Allah’ın hidayet edeceğini (Ra’d 27)” ayetlerden öğrendik. Dünya hayatı sürecinde hidayet için bize düşen görev, öncelikle “amentü billâhi ve rasûlihi” demek ve bu sonuca ulaşabilmek için Muhtariyeti Tercih Gücü yetkimizle gayret etmektir. Bu yetkiyi kullanırken Hakk ve batılı çok iyi bilmek gerekiyor ki onları öğrenebilmek, farkını kavrayabilmek, tercihimizi Hakk Yol için yapabilmek için gerekli olan Furkan’ı bize öğretecek olan Kur’an’dır, bize model ve güzel örnek ise Rasûlullah (SAV) Efendimizdir. Sonuçta kim dûniHi algısından, sözde tanrılık iddiası ve bu iddianın yaşantısından vazgeçerse, bunlara sırtını dönerse, Allah’ı hiç unutmadan hanîf olarak O’na vechini teslim ederse, Allah onu sırât-ı müstakıyme hidayet etmiştir. Ama gerçek şudur: Rasûlullah (SAV) Efendimiz sırât-ı müstakıyme davet etmesine rağmen, ahirete iman etmeyenler bu daveti kabul etmeyip o sırattan sapıyorlar (Mü’minun 73, 74). Ahirete iman etmeyen bu sapkınlar müstekbirun’dur (Nahl 22). Oysa insanlar Allah’a mutlak muhtaçtır (Fatır 15). İnsanların var sandığı şeyler son bulmaya, tükenmeye mahkûmdur (Nahl-96). Bunları göremeyen insan zulmet içinde kalmış sağır ve dilsizler gibidir (En’am-39). Oysa Allah […]
18 Ağustos 2018

DûniHİ algı ve zann’larıyla içimize yerleştirdiğimiz hayvanı bayramda keseceğimiz kurban mânâsının içerisinde kurban etmeli, kurb sağlamalıyız.

Maide Suresi 27: Onlara Âdem’in iki oğlunun haberini BilHakk tilavet et… Hani ikisi de birer kurban (bildiğimiz kurban veya Allah’a yaklaştırıcı, nefsi şerrinden temizleyici bir davranış, bir sunuş) takdim etmişlerdi de, birinden kabul olunmuş (kurban amacına ulaşmış, vuslat gerçekleşmiş, yaklaştırıcı yerini bulmuş) diğerinden kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan şöyle dedi: Kesinlikle seni öldüreceğim. Kurbanı kabul olunan ise: Allah yalnızca muttakilerden kabul eder, dedi. Ayette bize öğretilen iki davranış var ki tanrıyı (nefs-i emmareyi) tanımak ve kurtuluşu (nefs-i levvameyi) anlamak açısından önemli. 1) Nefs-i emmarenin davranışı: Kabul edilmedi diye kardeşine “kesinlikle seni öldüreceğim” diyor, ona “yaşama hakkı” tanımıyor. 2) Müttaki olanın davranışı. Buna mukabil, kabul olunan ise açıklama yapıyor, “Allah yalnızca muttakilerden kabul eder” diyor. Bu olay bize yaşantımızla ilgili çok önemli dersler veriyor ki bir tanesi şu: Yaptıklarımızın kabul edilmesi için müttaki sınıfında olmamız şarttır. Müttaki, nefs-i levvamede bulunanların tamamına verilen ortak isimdir. Müttaki, Billahi anlamında iman edendir. O “Allahım, ben var görünüşümü (varlığımı değil, çünkü öyle müstakil bir varlık yok) sana eş ve ortak koşmuyorum, var görünüşümü sana eş ve ortak koşmaksızın iman ediyorum” deyip, bunun gereklerine göre fiiller ortaya koyandır. İşte bunlardan kabul edilir! Kurban ibadetinde iki temel olay var: Birisi kesim, diğeri hayr! Kesimi gerçekleştirdiniz, yeni bir ibadet başlıyor. Şimdi elinizde “et” var, onu hayra çevirmeniz gerekiyor. İhtiyacı olana verirsin, yersin, dağıtırsın. Önerilmiş yolları var, “üçe bölersin..” gibi. Ama “kesim”le bunu birbirine karıştırmamak lazım! Kesimi gerçekleştirdiğinizde elinizdeki malı/eti değerlendirmek, onunla ilgili sevab kazanmak ayrıdır. O ayrı bir hayr işidir. O hayrı istediğiniz zaman yapabilirsiniz. İstediğiniz zaman et […]
19 Mayıs 2018

Bu dua çok güzel bir oruçtur. Bu duayı Ramazan’da çok güzel değerlendirebilirsiniz…

Merhamet ayındayız, Allah’tan merhamet isteyen çok kısa bir yol göstermek istiyorum. Ama önce bir notla başlayalım: Nefs-i Levvame sürecindeki talib Nefs-i Mutmainne haline ulaşıncaya kadar dûniHİ algıya daima düşer, mecburen! Mutmainne’ye kadarki süreçte talibin esas görevi dûniHİ algıdan çıkmak için gayretle çalışmaktır. Ta ki oradan geri dönüşsüz çıksın. Eğer talip, “dûniHİ algıda mıyım?” diye her halini test etmezse, uzun süre farkında bile olmadan dûniHİ algıda yaşar. Bu algıda olunca bu algıya ait zannlar kaçınılmazdır. Biriken bu zannları temizlemek ise zordur, zaman alır. Bu yüzden, dûniHİ algıda mıyım diye kendimizi daima test etmeliyiz. Bu konunun çalışılabileceği en güzel zaman ve ortamlar Ramazan Ayı’ndadır. Belki Ramazan Ayı’nın bir sebebi de budur. Rabbimiz bu kudsi hadiste buyuruyor: “Benim kullarıma (insanlara) merhametimin delili (işaretidir) ki onlara Ramazan Ayı’nı ve İhlâs Sûresi’ni verdim.” DûniHİ algıdan kurtulmak için Ramazan Ayı önemli bir zaman dilimidir, “ben dûniHİ algıda mıyım?” diye test yapmamız için bu ay oruçla beraber çok önemli bir laboratuardır. Orucun aç kalmak ve bazı şeylerden uzaklaşmak olmadığını, oruçla yapılanların birer vesile, işi disiplinize eden vesileler olduğunu inşaAllah görür, yaşarsınız. Onlar asıl amaç için kullandığımız şeylerdir, amaç başka bir şeydir. “Onların (kurbanların) kanları Allah’a ulaşmaz, ancak takvanız ulaşır” âyetindeki gibi, oruçta da Allah’a ulaşacak olan açlığımız değildir. Onun için, Ramazan’da yapılan antrenmanlarda açlık vesilesiyle, açlığın bizi disiplinize etmesi, bizi dünyadan ayırarak işimizle meşgul ettirmesiyle ilgili bir hedefimizin olması lazım. Ve her Ramazan bir hedef koymamız lazım. İlk ve öncelikli hedef dûnillah algıdan sıyrılmaktır. Öyleyse, “Ben bu hareketimle, bu cümlemle dûnillah algıda mıyım?” diye daima 7/24 test […]
5 Nisan 2018

Kelime-i Şehadet önemli, ilerletici ve tesirli bir zikrullahtır

“La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi’ni manasına uygun olarak ilk kullanacağımız yer düniHİ algıdan kurtulma çalışmalarıdır. “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi’nde “LA İLAHE” diyerek reddettiğimiz mana, batıl olan DȗniHİ algı ve zann’larıdır. Kelime-i Tevhid’i zikrullah yaparken onun birkaç basamak manası vardır ki bu manalar bizi yukarıya taşır, yakînimizi kolaylaştırır. Bu yüzden cennetin kapısında “La ilahe illallah” yazılı denilmektedir. Aslında Kelime-i Tevhid’i anlatmaya, “o nedir?”i ifade etmeye ben acizim… Onu nasıl kullanacağımızı biraz anlatmaya çalışayım ama “O nedir?”i nasıl anlatayım… Bir kere, onu hiç manasını bilmeden söylemeniz bile tesirlidir. Bir ilaç var, prospektüsünü okumamışsınız ama verene güvenmiş içiyorsunuz, tesir eder; etki mekanizmasını bilirseniz de bilmezseniz de tesir eder Ama bilirseniz başka tesir eder, bilirseniz çok başkadır, anlatılmaz… “La ilahe” manası için, bu geldiğimiz konuya ilişkili olarak bir tarif yapalım: “La ilahe” diyerek reddettiğimiz mana, batıl olan DȗniHİ algı ve zann’larıdır, “İllallah” diyerek tasdik ettiğimiz, iman ettiğimiz, ikân’ını talep ettiğimiz mana ise, Hakk olan Billahi gerçeğidir. Bu genel manalar içerisinde özel bir tanımlamaya “La ilahe illallah” diyoruz, bu dȗniHİ algı sebebiyle müstakil ve özgür olarak nitelenen iradeye “La ilahe” diyoruz. “Biz Allah’ın verdiği yetkiyi Allah için, söylediği şekilde ve Allah’ın rızasını umarak kullanırız” teslimiyeti içinde “İllallah” diyoruz. Dolayısıyla, “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi öyle bir ilaç ki… Şöyle anlatalım: Zemzem Suyu için; “öyle bir ilaçtır ki, ne için şifa diliyorsan ona şifa olur” denildiği gibi, bu da öyle her şeye şifa gibidir. “La ilahe illallah” Kelime-i Tevhidi öyle özel bir şey ki, bahsedilen “DȗniHİ algı” ve “Billahi anlamındaki hayat”la ilgili (bu açıkladığımız manada […]
27 Eylül 2017

Güzel ve Çirkin…

Güzel ve Çirkin tanımları aslına ulaşmadan bu hal (nefsi zulümden kurtarmak, kesretin esaretinden kurtulmak) mümkün olmaz… Öyleyse;