BİR DÜŞÜN YANSIMASI

Muhammedi Bakış ve Yaşayış için Tefekkür Paylaşımı...

Muhammedi yaşayış, tasavvuf, tefekkür, salat ve hayat, Kuran Sünnet, haşyet, inşirah, sadr kalb fuad lüb, Fatiha ile feth, La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah


"Acaba ben DȗniHİ algıda mıyım?" diye test yapmamız için Ramazan Ayı oruçla beraber çok önemli bir laboratuvardır. O zaman orucun aç kalmak ve bazı şeylerden uzaklaşmak olmadığını, bir vesile olduğunu, işi disiplinize eden vesile olduğunu görürsünüz. Oruçla yapılanlar asıl amaç için kullanılan şeylerdir, amaç başkadır. Kurban için buyrulan; "Onların kanları Allah’a ulaşmaz, ancak takvanız ulaşır" ayetindeki gibi, oruçta da Allah’a ulaşacak olan açlığımız değildir. Bu yüzden, Ramazan'da yapılan antrenmanlarda açlığın bizi disiplinize etmesiyle, bizi tutmasıyla, bizi dünyadan ayırarak asıl işimizle meşgul ettirmesiyle ilgili bir hedefimizin olması lazım. Her Ramazan bir hedef koymamız lazım. Bizim için ana hedef dȗniHİ algıdan sıyrılmaktır; kendini Allah'ın dışında bir mekanda sanma algısından ve bu algı ile oluşan "Müstakilen Varım ve Muhtarım" zannından kurtulmaktır. Bu yüzden, daima; "Ben bu hareketimle, bu sözümle dȗniHİ algıda mıyım?" diye bir test yapmak, bunu Ramazan Ayı'nı fırsat bilip de yapmak daha bir önem arz eder."

Yılmaz Dündar

Tefekkür Paylaşımları

Sayfalar

Söyleşiler

Kitapçıklar

.....

EN SON PAYLAŞIMLAR

 

26 Şaban 1436 / 13 Haziran 2015

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-7 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-8 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

Kul Zat; İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-9 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

***

12 Şaban1436 / 30 Mayıs 2015

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-5 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-6 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

***

27 Recep 1436 / 16 Mayıs 2015

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-3 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-4 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

***

13 Recep 1436 / 02 Mayıs 2015

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-1 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

İyyaKE Na'budu VE İyyaKE Nesta'iyn-2 İndir DİNLE Deşifre PDF DOC

***

29. Tefekkür Paylaşım Sayfası: Kelime-i Şehadet, 27 Cemaziyelahir 1436 / 16 Nisan 2015

................
....
asagilarinasagisi
...
İndirebilirsiniz....Sen Tanrı mısın-PDF... İnşirah-PDF...FATİHA ile fetih-PDF... Aşağıların Aşağısı-PDF

kitap talep

...

 

DUNİHİ İDDİALARDAN SIYRILARAK ALLAH'A BAĞLANMAYA TALİB OLAN İÇİN...

 

“Allah ayetleri size tilavet olunurken ve içinizde de O’nun Rasulü varken nasıl kâfir olursunuz? Kim “ALLAH”a i’tisam ederse (duniHi olan saptırıcı iddialardan sıyrılarak Allah’a bağlanırsa) gerçekten, o Sırât-ı müstakıym’e hidayet olunmuştur.” (Al-u İmran; 101).

“Allah’a Billâhi anlamıyla iman edip, O’na i’tisam edenlere gelince, onları kendinden bir rahmetin ve fazlın içine sokacak ve onları kendisine varan Sırât-ı Müstakıym’e hidayetlendirecektir.” (Nisa-175).

“Allah, sözün en güzelini, müteşabih ve mesaniy bir kitabı indirdi. Rablerinden haşyet eden kimselerin cildleri O’ndan ürperir. Sonra cildleri ve kalbleri Allah’ın zikrine yumuşar. İşte bu Allah’ın hidayetidir. Onunla dilediğine hidayet eder. Allah kimi saptırırsa, onun için hidayet edici yoktur.” (Zümer -23).

“Allah o kitab ile rızasına talip olanları, Selam yollarına hidayet eder. Ve onları kendi izni ve dilemesiyle zulmetten Nur’a çıkarır ve onları Sırât-ı Müstakıym’e yönlendirir.” (Maide-16).

"O kâfir olanlar: "O’na Rabbinden bir ayet (mucize) inzal edilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Muhakkak ki; Allah, dilediğini saptırır, Kendisi’ne dönüp yöneleni de hidayet eder." (Ra’d-27).

Sırât-ı Müstakıym ve Hidayet üzerine olan bu beş ayetten oluşan bir kompozisyon yapıp Kur'an'dan öğüdümüzü almaya Biiznillah gayret edelim:

Nisa-79 ve İnsan-29. ayet gerçeklerini içeren dünya hayatı sürecinde hidayet için bize düşen görev; öncelikle “Âmentü Billâhi ve Rasûlihi” demek ve bu sonuca ulaşabilmek için “Muhtariyeti Tercih Gücü” yetkimizle gayret etmektir. Bu yetkiyi kullanırken bilmemiz gereken Hakk ve Batıl’ı öğrenebilmek, farkını kavrayabilmek ve tercihimizi Hakk Yol için yapabilmek için gerekli olan Furkan’ı bize öğretecek olan ise Kur’an ve bize model olan güzel örnek Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimizdir.

Hal böyleyken, insanoğlu bu imkânları nasıl olur da değerlendiremez?

Sonuçta kim duniHi algı ve zann'larından, yani “Sözde Tanrılık İddiası"ndan ve "bu iddianın yaşantısı"ndan vazgeçer, bütün bunlara sırtını döner; Allah’ı hiç unutmaksızın ve Hanîf olarak O’na vechini teslim ederse; Allah onu Sırât-ı Müstakıym’e hidayet etmiştir...

 

Yılmaz Dündar, FATİHA ile fetih'ten

...

MÜTEKEBBİR

"Mütekebbir olmak “BEN” demektir, esasen budur. Mütekebbirlik “BEN” kelimesiyle ifade edilen manadır, Aslında "Mütekebbir" “BEN” kelimesinin sahibi demektir. Bu yüzden diyoruz ki: Esas “BEN” diyen Allah’dır! Bizim “BEN” deyişlerimiz, Allah’ın “BEN” deyişinden bize verdiği bir yetkidir, o yetkiyle "BEN" diyoruz. Çünkü O seni Halife kıldı. Sana Halifetullah diyor ve bu yetkiyi veriyor: “Sana, benim “BEN” deyişimden “BEN” deme yetkisi verdim. Yerime “BEN” deme yetkisi verdim sana. Benim yerime “BEN” de! Ama unutma, “BEN” derken söylediğin "BEN" benim “BEN”im! Bil ki asıl ve tek Mütekebbir Benim. Kibriya bana aittir” diyor.

Kişi Muhammedi idrak ile bunu fark ederse Mütekebbir’i de anlamış olur, bu manaya ters düşünür ve davranırsa asıl o zaman “kibirli” olacağını öğrenir. Değilse (bir kaç sapkın dışında) kimse çıkıp da Allah’a “ben senden üstünüm” diyemez, diyemezsiniz. Kimse O'na üstünlük iddia edemeyeceğine göre ayetlerdeki "kibir, kibirli, mütekebbir, müstekbir" ifadelerini nasıl anlamalı, onları nasıl meallendirmeliyiz? Allaha karşı mütekebbir olmak esas olarak şöyle ele alınmalıdır: “Sözde Tanrılık İddiası” ile; Ben de mülk sahibiyim, Ben de güç sahibiyim, Ben de hüküm sahibiyim manalarını içeren fikir ve fiillerin ortaya koyduğu hayat tarzı ile, Allah’a inanarak veya inanmayarak, Allah’a karşı “Ben de Varım ve Muhtarım” tavrı Allah’a karşı mütekebbir olmaktır. Kur’an’ın “mütekebbir” dediği bu tavırdır, kişi farkında olsun olmasın budur. Mütekebbir olmak; “DȗniHi/Allah'ın dışı zannıyla” varlık iddia etme halidir. Varlık iddiası hem “var” hem de “ilah” olma halidir. Kişi Allah’a mütekebbir olmuşsa artık kendisini başkalarından daha farklı ve hep haklı, hep akıllı zanneder, "ben daha üstünüm" edasıyla fikir yürütür ve fiiller sergiler, kişi normal yaşantıda mütekebbirliğini böyle gösterir: Hep onun kazanması gereken bir yarışın ve gururun söz konusu olduğu bir hayat içerisindedir, öyle yaşamaya çalışır.

Bu bakış açısını fark etmez de "kibr"e böyle yaklaşmazsanız Kur’an’dan amel çıkaramazsınız, gerçek “kibir” nedir bulamazsınız. Oysa korkunç bir gerçek var: Cehenneme gidecek olanlar yalnızca kibirlilerdir. Yalnızca onlar! Cehenneme yalnız mütekebbirler gideceği için Kur’an’daki Mütekebbir’i öğrenmek lazım. Anlatılan cehennemlik amellerin hepsi mütekebbir olmaktan kaynaklanır, hepsi Allah’a karşı kibrin ürünleridir. Eğer "ben işi kaynağından çözeyim" der de Mütekebbirliğini yok edersen cehennemlik tüm ameller senden düşer.

Kur’an’da bahsedilen kibrin normal yaşantıdaki “kibir” olmadığını öğrenen bir kişi, Kur’an’daki Mütekebbir’i öğrenince; “Allahım, ben sana karşı Mütekebbir değilim” der ve sığınır. Gereğini tam yapamıyor olsa bile böyle sığınır. “İyyaKE na’büdü: Allahım yalnız sana kulluk ederiz” derken ulaşmak istediğimiz sonuçlardan birisi de odur: Salattaki "İyyaKE na'budu" öyle bir duruştur ki, “Allahım, sana karşı Mütekebbir değilim” teslimiyetini içerir. Bu hali, bu idrakı içeren bir “iyyaKE na’büdü” bizim için çok önemlidir."

FATİHA ile fetih'ten

***

Evrak sayar gibi değil! Ciğerden... Birisine canı gönülden “Allah senden razı olsun, beni nasıl da sıkıntıdan kurtardın” der gibi bir salâvat... Bu tefekkürle kişi Rasul’ü hayalleyip; “Ya Rasulallah” dese ve şu salâvatı yapsa ne güzel olur:

"Cezallahu anna seyyidina Muhammeden ma Hüve ehlüh: Ey Allahım, ben O’nu kavrayamam, ben O’nu anlayamam. Benim O’nu anlayacak, kavrayacak gücüm yok. Rasulünü hakkıyla Sen biliyorsun, çünkü O Senin Rasulün. O’na hak ettiği mevkiyi ver Allahım.” Bu müthiş bir salâvattır...

***

Eşhedü en La ilahe illAllahu ve eşhedü enne Muhammeden abduHU ve rasuluHU: Allahım; kesinlikle şehadet ederim ki: "Müstakilen VAR ve Muhtar" olan ancak SENsin; Başka "Müstakilen VAR ve Muhtar" YOKTUR. Başka "Müstakilen VAR ve Muhtar" iddiaları yalandır, iftiradır, batıldır, "YOK" hükmündedir. Ve yine kesinlikle şehadet ederim ki; Hazreti Muhammed Mustafa (SAV) Efendimiz, SENin Kulun ve Rasȗlündür. Allahım, bu şehadet üzerine bizi yaşat ve bu şehadet üzere canımızı al, bizi bu şehadetle üzere yeniden dirilt Ya Rabbi. Amin

Allahım; temizlenmiş ve tövbe etmiş, senin sırat-ı müstakıymine dahil olmuş, kendisinde bir korku ve mahzunluk bulunmayan, nefs-i mutmain salih kullarından eyleyiver biz kullarını Allahım... Allahım; o zor günde, diyn gününde, şiddetli günde senin huzuruna kalbi selim ile gelmiş, kendisinde bir korku ve mahzunluk bırakmadığın, yüzünü nurunla nurlandırdığın, kitabını sağ tarafından verdiğin, mizanında sevapları ağır gelen, cehennem ateşinden koruduğun, cennetinle mükafatlandırdığın, Rasulullah, Nebiullah, Habibullah Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem'e komşu eylediğin, Cemalullah'la şereflendirdiğin mutlu kullarından eyleyiver biz kullarını Allahım... Âmin. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve Ademe ve Nuhin ve İbrahiyme ve Musa ve İsa ve ma beynehüm minen Nebiyyine vel Murseliyn. Salavatullahi ve selamüHU aleyhim ecmaıyn, birahmetike ya erhamer rahımiyn, vel hamdü lillahi rabbil alemiyn.

El-Fatiha

***

"Rabbiniz (Ben) değil miyim?"e “evet, bilfiil şahidiz” diyen sözümüz var! Yani "Rabbim Allah'tır Sözleşmesi"ni kabul etmişsin. Bu sözleşmedeki “Şahidiz” ifadesini şöyle düşünürsek mana bize biraz daha somutlaşır: Bu bilgi bize açıldığı zaman ona sahip çıkacağız, o bilgiyi yabancılamayacağız, onu seveceğiz, hatta o bilgi olacağız. Bu mânâ bize “şahidiz” ifadesiyle anlatılmıştır. Kabullenmişiz yani! Kabulleneceksin... “Kabulleneceksin” ifadesi, öğrendiğin zaman şahit olacaksın ve “evet, şahitmişiz” diyeceksin demektir.

...

Eğer talip, “Acaba DûniHİ algıda mıyım?” diye her türlü halini test etmezse, uzun süre farkında bile olmadan DûniHİ algıda yaşar; bu algıda olunca da bu algıya ait zann’lar kaçınılmazdır. Biriken bu zann’ları temizlemek zordur ve zaman alır. Bu sebepten talib, “Acaba DûniHİ algıda mıyım?” diye kendisini daima test etmelidir. Bu algıdan kurtulmak düşüncesi ve hedefiyle La ilahe illallah ve La havle ve La kuvvete illa Billah zikrullahını görev edininiz. Böyle yaparsanız çok başka olursunuz...

...

Bu benim Müstakıym Sıratım’dır, ona tabi olun! Başka “sebil”lere tabi olmayın. Çünkü onlar sizi Allah’ın yolundan elde edeceğinizden ayırır, mahrum eder. İşte bilfiil korunasınız diye Allah size onu vasiyet etti!(En’am-153).

Allah’ın vasiyet etmesi ne kadar önemli bir kavram! Düşünebiliyor musunuz, ayette; “Allah şunu vasiyet etti!” diyor... Allah vasiyet etti ki; Benim yolumdan başka yollara bakma! O yollarda fayda var zannedersin, o faydalar seni “Allah yolunun faydası”ndan mahrum eder! Bu yüzden, İslamiyet’i ve açıkladığı sistemi eğer Sahibi’nden öğrenmezsen çok yanlış bir yoldasın demektir. Veya Sahibi’nin açıklamaları sana “avam” geliyor da inancı ve yaşantısı Muhammedî olmayanların açıkladıkları fikirlerle yol bulmaya ve tatmin olmaya çalışıyorsan, başka felsefelerle amel etmek için uğraşıyorsan; çook yanlış bir yolda olduğunu ve İslamiyet’ten nasibinin olmayacağını bil! Bunu Kur’an bize öğretiyor. Günümüzde, başka felsefelerden yardım arayan, merakla onları okuyanlar var! “Şu düşünür şöyle demiş, şöyle bir açıklama yapmış, şu kişi şöyle bir şey yaşamış” gibi Muhammedi olmayan düşünce tarzlarıyla gündem oluşturan, onlar kendisine daha cazip gelenler var. İslamiyet’i hatır için varmış gibi gören bu zihniyetlere sesleniyoruz: Zihnimizde o tür yönelişler varsa onları yok edelim.

FATİHA ile Feth'e Giriş Söyleşisi'nden Okuyun

...
“Vechini o Hakk Din’e, o Tek Din’e HANÎF olarak doğrult. Din’e yönelebilmenin temel kuralı olmazsa olmazı budur. “Hanîf nedir?” onu göreceğiz ama önce neyi hanîf yapacağımızı bilmemiz gerekiyor. Dine yöneltilecek “VECH” nedir, onu nasıl anlayalım? Meallerde vech “yüz” olarak geçer. Doğrudur, ama yüzünüz bir şeyin temsilcisidir, ona gelene kadar onu oluşturan mânâlar vardır, vechi onlarla birlikte düşünmek lazım. Bir konuya bakış açın, idrakın ve idrakınla ilgili her şeyin, bunların hepsinin kaynağı olan Kalb’in; bütün bunların da göstergesi olan yüzün senin “VECH”indir. İşte VECH’i böyle anlarsan ayet sana der ki: Bütün bunları Hanîf yap; bütün bunların temsilcisi olan yüzünü hanîf yap. Ayeti okudun, “vechi” anladın, şimdi karşına yeni bir mânâ çıktı: Hanîf İdrak, Hanîf Vech: İslam’a yaklaşacağımız bakış açımızdır. Biz bu bakış açısını öğrenip idrakımızı/yüzümüzü onun temsilcisi haline getirecek ve İslam’a Hanîf Vech’i temsil eden yüzümüzle yöneleceğiz. Çünkü Kur’an böyle yönelmemizi istiyor. “Hanîf vechle, o idrakla yönelin” diyor.

Vech bir de nedir biliyor musunuz? Muhtariyeti Tercih Gücü’dür. Şöyle: Kayıtlı Kendini Hissetme Duygusu’na "kendini bil" Emri geldiğinde o kendine “ben” dedi. Bu "Ben" deyiş duniHİ değil! Henüz onu duniHİ algı için söylemiyor. Ahsen-i Takviym çerçevede kendini bildi ve "Ben" dedi. Sonra Hüküm Gücü'nü fark etti, yani Tercih Gücü'nü! Halifetullah olarak "Ben" dediği için Muhtariyet Gücü’nü fark etti. Fark ettiği güç dünya için Muhtariyeti Tercih Gücü’dür, onu fark etti. Bu sefer bu hükümle kendine "Ben" dedi. Sırasıyla tekrar edersek: "Kendini bil" emriyle nefs "Ben" dedi. "Ben" dedikten sonra baktı ki, kendisinde verilmiş güçler var, Bunlardan birisi Hüküm Gücü, yani Muhtariyet Gücü. Bu sefer kendisinde bu fark ettikleriyle  kendisini takdim etti, Muhtariyeti Tercih Gücü’yle "Ben" dedi. İşte, kişinin Muhtariyeti Tercih Gücüyle, yani kendisinde fark ettiklerinden oluşan zannla kendini takdim ederek "Ben" demesi o kişinin yüzü’dür; vechi’dir. Bunu normal yaşantıda da kullanırız. Bir kişiyle arkadaş olursunuz, uzun süre dostluk yaparsınız, sonra öyle bir şey yapar ki; "Gerçek yüzünü gösterdi" dersiniz. Bu yüzden, VECH "BEN" demektir. Ama biz şimdi neyle "BEN" diyoruz? Muhtariyeti Tercih Gücüyle. Siz onunla neye "BEN" diyorsanız o sizin vechinizdir.

İslam’a Hanîf Vech’i temsil eden yüzümüzle yönelelim. Çünkü Kur’an böyle yönelmemizi istiyor.

Yılmaz Dündar

...

 

"YOK" denilen şey aslında DUNİHİ ALGI ve ona ait... → »

ESFELE SAFİLİYN (AŞAĞILARIN AŞAĞISI)... → »

"BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM... → »

"Billahi algı sürdürülebilirliği ve ikanı için Rüku Hayat Tarzı" → »

kuranı kerim

Kur'an-ı Kerim, Tüm Sureler, Nasır El Katami (İmam, Riyad)

Muhammedi olmak, Efendimizin "OKU"duğunu anlamak ve yaşamaya çalışmaktır

Son Güncelleme: Pazar, 28 Haziran 2015 20:45