BİR DÜŞÜN YANSIMASI

Muhammedi Bakış ve Yaşayış için Tefekkür Paylaşımı...

Muhammedi yaşayış, tasavvuf, tefekkür, salat ve hayat, Kuran Sünnet, haşyet, inşirah, sadr kalb fuad lüb, Fatiha ile feth, La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah

"Şu çok önemlidir: Birbirlerine Göre Var olanları dünya gözüyle gören Kendinde Kendine Göre Var olandır. Ama Birbirlerine Göre Var olanla sıkı fıkı ilişki bu detayı bize unutturur. Birbirlerine Göre Var olanlar Kendinde Kendine Göre Var olanı göremez, onların öyle bir yeteneği yoktur, onlar gördüğünü değerlendiremez. Birbirlerine göre var olanı gören, birbirine göre var olandaki Kendinde Kendine Göre Var olandır. Dünya gözüyle gören odur! Dünya gözü, Birbirlerine Göre Var olanın bir malzemesidir ama bu malzemeyi Kendinde Kendine Göre Var olan kullanır."

Yılmaz Dündar

Tefekkür Paylaşımları

Sayfalar-Şemalar

Söyleşiler

Kitapçıklar

.....

TEVHİD GERÇEĞİNİ KESRET ALEMİNİN DETAYLARINDA ARARSANIZ...


Yalnız ve yalnız Hakk'a talip olanın, yani Talib'in mutlaka fark etmesi gereken iki yapı var. Hatta öyle fark etmesi gerekiyor ki, fark ettiği o iki yapıyı birbirinden ayırt edebilmelidir. Sonra da fark ettiği bu iki yapının birbirlerini örtmesini engellemelidir. Onları öyle birbirinden ayırmalı ve saflaştırmalı ki, onlar birbirini örtmesin.

Bu iki yapı bizde vardır ve biz bu ikisini de "BEN" diyerek takdim ederiz. "BEN" diyerek kastettiğimiz iki “var” vardır bizde, iki oluşum vardır. İkisini de karşıya, dışarıya ve kendimize "BEN" diyerek takdim ederiz. Bunlardan birisi yaratılmışların Birbirlerine Göre Var olan halleri.

Yaratılmış olanların Birbirlerine Göre Var oluşlarını görebilmemiz çok kolay, çünkü çokluk alemine baktığımız zaman gözümüzle gördüğümüz ve varlıklara "var" dememize sebep olan onların var oluş halleri onların Birbirlerine Göre Var oluş halleridir. Yaratılmış olanlar birbirlerine göre varlardır. Onlara "var" dememiz bu çerçevede çok önemlidir, çünkü onlar Birbirlerine Göre Var'lardır, Allah’a göre yoklardır.

Allah’ın var olma şekliyle kulların var olma şekilleri kıyaslanamaz ve birbirlerine ölçü olamazlar. Dolayısıyla, Allah’ın "var" olma biçimine bakarak kullara baktığımızda, O'nun yanında onlara "yok" denilebilir. Kesin "yok" denir demiyorum, "yok" denilebilir. Bu yüzden, o detayı fark eden talip zaten bir noktadan sonra Allah’a karşı "varım" demez, "var gibi görünüyorum" der. Ama bunlar sonra idrakla gelinebilecek detaylardır. O detaylara gelinceye kadar onun "var" olduğunu bilmek lazım.

Birisi yaratılmış olanların Birbirlerine Göre Var olmalarıdır. Diğer "var" ise Kendinde Kendine Göre Var oluştur. Kendinde Kendine Göre Var oluşu özellikle Halifetullah özellikli insan iyi anlayabilir, kavrayabilir ve değerlendirebilir. Bu yüzden, Kendinde Kendine Göre Var olan daha çok onun için önemlidir. Bu iki var oluş içerisinde esas olan Kendinde Kendine Göre Var olandır. Esas odur ve amaç da Kendinde Kendine Göre Var olana ulaşmaktır. Çünkü esas yaşayan ve Allah’ın bize bildirdiğine göre sonsuza kadar yaşayacak olan insandaki Kendinde Kendine Göre Var halidir.

Birbirine Göre Var olan, dünya yaşantısının gereği olarak, Kendinde Kendine Göre Var olanı örter, onun fark edilmesini engeller ve hatta öyle yapar ki, Kendinde Kendine Göre Var olanı unutturur. Böylece kişi Birbirine Göre Var olan ile o kadar içli dışlı olur ki, Birbirlerine Göre Var hal ona Kendinde Kendine Göre Var halini unutturur, aslında ulaşması gereken o olduğu halde o hali ona unutturur. Bu durum dünya yaşantısının gereğidir, insan kendisini bu mekanizmanın içerisinde bulur. Birbirine Göre Var olan halin dünya şartlarındaki en önemli avantajı şudur: Birbirlerine Göre Var olan hal dünya gözü ile görülebilir. İşte dünya gözüyle görülebilmesidir ki, insanı ona sıkı bir arkadaş yapar. Oysa şurası çok önemlidir:

Birbirlerine Göre Var olanı dünya gözüyle gören Kendinde Kendine Göre Var olandır. Ama insanın Birbirlerine Göre Var olanla sıkı fıkı ilişkisi bu detayı ona unutturur. Birbirlerine Göre Var olanlar Kendinde Kendine Göre Var olanı göremez, onların öyle bir yeteneği yoktur, onlar gördüğünü değerlendiremez. Birbirlerine Göre Var olanda Birbirlerine Göre Var olanları gören, ondaki Kendinde Kendine Göre Var olandır. Dünya gözüyle gören odur! Dünya gözü, Birbirlerine Göre Var olanın bir malzemesidir ama bu malzemeyi Kendinde Kendine Göre Var olan kullanır, bunu kullanarak gören odur. Bu malzemeyi kullanan, kişideki Kendinde Kendine Göre Var olandır.

Kesret aleminin, ef’al aleminin yani fiil aleminin esasını, temelini Birbirlerine Göre Var olan oluşturur. Zaten Birbirlerine Göre Var olanlar yüzünden ona "çokluk alemi" denir. Yaratılanların, kulların birbirlerine göre var olması çokluk alemini oluşturan  yapıdır. Dolayısıyla, bu çokluk aleminde dünya gözüyle bakıp bir kula "var" dememiz ancak birbirlerine göre var olan yapı sayesinde olur. Birbirlerine göre var olan kulların, birbirlerine göre varmış gibi görünmelerini sağlayan ise, kesret nurunun görüntü oluşturma mekanizmasıdır. Birbirlerine göre var olanlar, kesret alemini oluşturan kesret nurunun görüntü oluşturma mekanizmasından kaynaklanır. Bu görüntü oluşturma mekanizması nedeniyle ona "varmış gibi görünen" deriz. Kesret Nuru, görüntü oluşturduğu için, gayet iyi bilir ki, kesret alemindekiler varmış gibi görünüyor. Kesret nuru yine gayet iyi bilir ki, o görüntü kendi nurundan oluşturduğu bir görüntüdür.

Aynısı değil ama benzer bir yerini bulup kavrayabilmek için şu örneği verelim. Işığa karşı elimizi tutup da duvara gölgesini oluşturduğumuzda biliriz ki, o elimizin gölgesidir, varmış gibi gözükür, orada öyle birşey yoktur. Bunun misali, kesret nurunun kendisi de, bilir ki görüntü oluşturma mekanizmasıyla oluşturduğu görüntüler aslında kendisidir, kesret nurudur. Dolayısıyla, kesret nuru diliyle biz onlara "varmış gibi görünüyorlar" diyebiliriz.

Birbirlerine göre var olanlar, yani varmış gibi görünenler birbirlerine "var" derler. Bu durum var olmanın şartıdır. Bu şarta bakıp onlara "yok" diyemezsiniz. Kesret aleminde "var" olmanın bundan başka şartı yoktur. Siz buna "yok" derseniz neye "var" diyeceksiniz? Kesret aleminde var olmanın şartı budur. Bu yüzden kullar, kesret nurunun bu görüntü oluşturma mekanizmasıyla meydana gelen birbirlerine göre var hallerine bakarak o kula "var" derler.

Bizim dini tabirlerle kesret nuru dediğimiz görüntü oluşturma mekanizması, günümüzde bilimsel olarak hologram prensipleriyle açıklanmaktadır. Kesret nurunun görüntü oluşturmasının Hologram prensipleriyle açıklanmasına "son noktadır" diyemeyiz, gelecekte belki bu, daha ileri bazı bulgularla desteklenecektir veya başka türlü tarif edilecektir.

Kesret nurunun görüntü oluşturması ile oluşan görüntüler bilim adamlarına göre birer hologramdır. Dolayısıyla diyebiliriz ki, kesret alemi aslında bir hologram görüntü havuzudur. Yani, çokluk alemi aslında holografik görüntülerden meydana gelen hologram tabanlı bir havuzdur.

Çok önemli birşey şudur ki, altını çizerek söylüyorum, lütfen çok önemseyiniz ve önemseyeceğiniz şu cümleyle dışarıdaki bilgilere bakınız: Hologram gerçeği batın bir bilgi değildir. Bu yüzden, varmış gibi görünen halin, birbirlerine göre var olan halin perde arkasının hologram olduğunu görüp "ben bu işin batınını öğrendim" demek yanlıştır. Böyle düşünen kişi kendisini orada perdeler. Tasavvuf yolunda böyle son duraklar vardır; "Budur" dediğiniz yer sizin son durağınız ve gidemeyeceğiniz son duvarınızdır. Çok iyi bilinmelidir ki, hologram gerçeği; birbirlerine göre var oluşun batını değildir. Birbirlerine göre var oluş da, onun perde arkasındaki hologram gerçeği de zahirdir, ikisi de zahirdir. Bilim adamları yaptıkları çalışmalarla, sünnetullahın bu kısmını tespit etmekle bir batın bilgi tespit etmiş değiller. Onlar çalışarak zahirin mekanizmasını ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla hologram zahirdir, zahirin mekanizmasını açıklamaya çalışmaktadır. Bütün bunlar kesret alemi kapsamındadır ve biz onun hepsine birden "esma alemi" deriz.

Bir de kesret aleminin batını vardır. Hologramla açıklanmaya çalışılan bu kesret aleminin bir de batını söz konusudur. Peki batını nedir? Oraya ayrıca bakmamız lazım. Ancak, buradan şu sonuca varıyoruz ki, Tevhid gerçeğini kesret aleminin detayında aramak bizi doğru yola çıkarmaz. Tevhid gerçeğini kesret aleminin detayında ararsanız doğru yola çıkmazsınız. Dünyaya ait bilim adamı olursunuz. Veli olamazsınız...

Kul Zat adlı tefekkür paylaşımından
...

EN SON PAYLAŞIMLAR

 

Kitapçıklar Çerçevesinde Soru-Cevap Tefekkür Paylaşımı (beylerle), 21 Safer 1436 / 13 Aralık 2014

MP3 İndir Dinle *** DOC PDF

Kitapçıklar Çerçevesinde Soru ve Cevap Tefekkür Paylaşımı (hanımlarla), 14 Safer 1436 / 06 Aralık 2014

MP3 İndir Dinle ***  Deşifre DOC PDF

Tefekkür Paylaşım Söyleşisi: KUL ZAT, 30 Muharrem 1436 / 22 Kasım 2014

MP3 İndir Dinle *** Deşifre DOC PDF

................
....
asagilarinasagisi
...
İndirebilirsiniz....Sen Tanrı mısın-PDF... İnşirah-PDF...FATİHA ile fetih-PDF... Aşağıların Aşağısı-PDF

kitap talep

...

MÜTEKEBBİR

"Mütekebbir olmak “BEN” demektir, esasen budur. Mütekebbirlik “BEN” kelimesiyle ifade edilen manadır, Aslında "Mütekebbir" “BEN” kelimesinin sahibi demektir. Bu yüzden diyoruz ki: Esas “BEN” diyen Allah’dır! Bizim “BEN” deyişlerimiz, Allah’ın “BEN” deyişinden bize verdiği bir yetkidir, o yetkiyle "BEN" diyoruz. Çünkü O seni Halife kıldı. Sana Halifetullah diyor ve bu yetkiyi veriyor: “Sana, benim “BEN” deyişimden “BEN” deme yetkisi verdim. Yerime “BEN” deme yetkisi verdim sana. Benim yerime “BEN” de! Ama unutma, “BEN” derken söylediğin "BEN" benim “BEN”im! Bil ki asıl ve tek Mütekebbir Benim. Kibriya bana aittir” diyor.

Kişi Muhammedi idrak ile bunu fark ederse Mütekebbir’i de anlamış olur, bu manaya ters düşünür ve davranırsa asıl o zaman “kibirli” olacağını öğrenir. Değilse (bir kaç sapkın dışında) kimse çıkıp da Allah’a “ben senden üstünüm” diyemez, diyemezsiniz. Kimse O'na üstünlük iddia edemeyeceğine göre ayetlerdeki "kibir, kibirli, mütekebbir, müstekbir" ifadelerini nasıl anlamalı, onları nasıl meallendirmeliyiz? Allaha karşı mütekebbir olmak esas olarak şöyle ele alınmalıdır: “Sözde Tanrılık İddiası” ile; Ben de mülk sahibiyim, Ben de güç sahibiyim, Ben de hüküm sahibiyim manalarını içeren fikir ve fiillerin ortaya koyduğu hayat tarzı ile, Allah’a inanarak veya inanmayarak, Allah’a karşı “Ben de Varım ve Muhtarım” tavrı Allah’a karşı mütekebbir olmaktır. Kur’an’ın “mütekebbir” dediği bu tavırdır, kişi farkında olsun olmasın budur. Mütekebbir olmak; “DȗniHi/Allah'ın dışı zannıyla” varlık iddia etme halidir. Varlık iddiası hem “var” hem de “ilah” olma halidir. Kişi Allah’a mütekebbir olmuşsa artık kendisini başkalarından daha farklı ve hep haklı, hep akıllı zanneder, "ben daha üstünüm" edasıyla fikir yürütür ve fiiller sergiler, kişi normal yaşantıda mütekebbirliğini böyle gösterir: Hep onun kazanması gereken bir yarışın ve gururun söz konusu olduğu bir hayat içerisindedir, öyle yaşamaya çalışır.

Bu bakış açısını fark etmez de "kibr"e böyle yaklaşmazsanız Kur’an’dan amel çıkaramazsınız, gerçek “kibir” nedir bulamazsınız. Oysa korkunç bir gerçek var: Cehenneme gidecek olanlar yalnızca kibirlilerdir. Yalnızca onlar! Cehenneme yalnız mütekebbirler gideceği için Kur’an’daki Mütekebbir’i öğrenmek lazım. Anlatılan cehennemlik amellerin hepsi mütekebbir olmaktan kaynaklanır, hepsi Allah’a karşı kibrin ürünleridir. Eğer "ben işi kaynağından çözeyim" der de Mütekebbirliğini yok edersen cehennemlik tüm ameller senden düşer.

Kur’an’da bahsedilen kibrin normal yaşantıdaki “kibir” olmadığını öğrenen bir kişi, Kur’an’daki Mütekebbir’i öğrenince; “Allahım, ben sana karşı Mütekebbir değilim” der ve sığınır. Gereğini tam yapamıyor olsa bile böyle sığınır. “İyyaKE na’büdü: Allahım yalnız sana kulluk ederiz” derken ulaşmak istediğimiz sonuçlardan birisi de odur: Salattaki "İyyaKE na'budu" öyle bir duruştur ki, “Allahım, sana karşı Mütekebbir değilim” teslimiyetini içerir. Bu hali, bu idrakı içeren bir “iyyaKE na’büdü” bizim için çok önemlidir."

FATİHA ile fetih'ten

***


"Rabbiniz (Ben) değil miyim?"e “evet, bilfiil şahidiz” diyen sözümüz var! Yani "Rabbim Allah'tır Sözleşmesi"ni kabul etmişsin. Bu sözleşmedeki “Şahidiz” ifadesini şöyle düşünürsek mana bize biraz daha somutlaşır: Bu bilgi bize açıldığı zaman ona sahip çıkacağız, o bilgiyi yabancılamayacağız, onu seveceğiz, hatta o bilgi olacağız. Bu mânâ bize “şahidiz” ifadesiyle anlatılmıştır. Kabullenmişiz yani! Kabulleneceksin... “Kabulleneceksin” ifadesi, öğrendiğin zaman şahit olacaksın ve “evet, şahitmişiz” diyeceksin demektir.

...

Eğer talip, “Acaba DûniHİ algıda mıyım?” diye her türlü halini test etmezse, uzun süre farkında bile olmadan DûniHİ algıda yaşar; bu algıda olunca da bu algıya ait zann’lar kaçınılmazdır. Biriken bu zann’ları temizlemek zordur ve zaman alır. Bu sebepten talib, “Acaba DûniHİ algıda mıyım?” diye kendisini daima test etmelidir. Bu algıdan kurtulmak düşüncesi ve hedefiyle La ilahe illallah ve La havle ve La kuvvete illa Billah zikrullahını görev edininiz. Böyle yaparsanız çok başka olursunuz...

Yılmaz Dündar - Aşağıların Aşağısı'ndan

...

Eşhedü en La ilahe illAllahu ve eşhedü enne Muhammeden abduHU ve rasuluHU." Allahım; temizlenmiş ve tövbe etmiş, senin sıratı müstakıymine dahil olmuş, kendisinde bir korku ve mahzunluk bulunmayan, nefs-i mutmain salih kullarından eyleyiver biz kullarını Allahım... Allahım; o zor günde, diyn gününde, şiddetli günde senin huzuruna kalbi selim ile gelmiş, kendisinde bir korku ve mahzunluk bırakmadığın, yüzünü nurunla nurlandırdığın, kitabını sağ tarafından verdiğin, mizanında sevapları ağır gelen, cehennem ateşinden koruduğun, cennetinle mükafatlandırdığın, Rasulullah, Nebiullah, Habibullah Efendimiz Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi vesellem'e komşu eylediğin, Cemalullah'la şereflendirdiğin mutlu kullarından eyleyiver biz kullarını Allahım... Âmin. Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve Ademe ve Nuhin ve İbrahiyme ve Musa ve İsa ve ma beynehüm minen Nebiyyine vel Murseliyn. Salavatullahi ve selamüHU aleyhim ecmaıyn, birahmetike ya erhamer rahımiyn, vel hamdü lillahi rabbil alemiyn. El-Fatiha.

...

Evrak sayar gibi değil! Ciğerden... Birisine canı gönülden “Allah senden razı olsun, beni nasıl da sıkıntıdan kurtardın” der gibi bir salâvat... Bu tefekkürle kişi Rasul’ü hayalleyip; “Ya Rasulallah” dese ve şu salâvatı yapsa ne güzel olur: "Cezallahu anna seyyidina Muhammeden ma Hüve ehlüh: Ey Allahım, ben O’nu kavrayamam, ben O’nu anlayamam. Benim O’nu anlayacak, kavrayacak gücüm yok. Rasulünü hakkıyla Sen biliyorsun, çünkü O Senin Rasulün. O’na hak ettiği mevkiyi ver Allahım.”

Bu müthiş bir salâvattır.

...

Bu benim Müstakıym Sıratım’dır, ona tabi olun! Başka “sebil”lere tabi olmayın. Çünkü onlar sizi Allah’ın yolundan elde edeceğinizden ayırır, mahrum eder. İşte bilfiil korunasınız diye Allah size onu vasiyet etti!(En’am-153).

Allah’ın vasiyet etmesi ne kadar önemli bir kavram! Düşünebiliyor musunuz, ayette; “Allah şunu vasiyet etti!” diyor... Allah vasiyet etti ki; Benim yolumdan başka yollara bakma! O yollarda fayda var zannedersin, o faydalar seni “Allah yolunun faydası”ndan mahrum eder! Bu yüzden, İslamiyet’i ve açıkladığı sistemi eğer Sahibi’nden öğrenmezsen çok yanlış bir yoldasın demektir. Veya Sahibi’nin açıklamaları sana “avam” geliyor da inancı ve yaşantısı Muhammedî olmayanların açıkladıkları fikirlerle yol bulmaya ve tatmin olmaya çalışıyorsan, başka felsefelerle amel etmek için uğraşıyorsan; çook yanlış bir yolda olduğunu ve İslamiyet’ten nasibinin olmayacağını bil! Bunu Kur’an bize öğretiyor. Günümüzde, başka felsefelerden yardım arayan, merakla onları okuyanlar var! “Şu düşünür şöyle demiş, şöyle bir açıklama yapmış, şu kişi şöyle bir şey yaşamış” gibi Muhammedi olmayan düşünce tarzlarıyla gündem oluşturan, onlar kendisine daha cazip gelenler var. İslamiyet’i hatır için varmış gibi gören bu zihniyetlere sesleniyoruz: Zihnimizde o tür yönelişler varsa onları yok edelim.

FATİHA ile Feth'e Giriş Söyleşisi'nden Okuyun

...
"Bir konuya bakış açın, idrakın ve idrakınla ilgili her şeyin, bunların hepsinin kaynağı olan Kalb’in, bütün bunların da göstergesi olan yüzün senin “VECH”indir."
Yılmaz Dündar

...

 

"YOK" denilen şey aslında DUNİHİ ALGI ve ona ait... → »

ESFELE SAFİLİYN (AŞAĞILARIN AŞAĞISI)... → »

"BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHIYM... → »

"Billahi algı sürdürülebilirliği ve ikanı için Rüku Hayat Tarzı" → »

kuranı kerim

Kur'an-ı Kerim, Tüm Sureler, Nasır El Katami (İmam, Riyad)

Muhammedi olmak, Efendimizin "OKU"duğunu anlamak ve yaşamaya çalışmaktır

Son Güncelleme: Cuma, 23 Ocak 2015 22:28